Archive for March, 2008
Sessizken…
Etraf sessizken birseyler yazayim dedim… Ne alaka ise… Gun icerisinde vakit bulamiyorum hicbirseye… Gunler carcabuk geciyor..
Gece saat 1… Istanbulda 3′tur..
Butun saat hesaplamalarimiz boyle zaten… Her saate baktigimizda.. Hmm saat burda 2, o zaman Istanbul’da 4… gibi… Ne alaka ise… Hep Istanbul saati aklimizin bir kosesinde bulunacak…
Pazar ve Pazartesi sabahtan kar yagdi biraz.. Pazartesi ozellikle cokkkk hafif tutar gibi oldu… Ben disari cikmaliyim fotograf makinasini alip diye dusunurken, ve bir yandan da daha yagsin, biraz daha tutsun biraz bekleyeyim derken, bir baktim, kar yagisi bitmis, etraftaki karlar erimis, yerler kurumus… Carcabuk… Buranin havasi bir garip…
Gecen gun marketteyim.. Daha once burda yapmadigim birseyler yapayim diye dusunup malzeme ararken, kuru fasulyeleri gordum… Heh dedim, klasik Turk yemegi… Bunu yapmaliyim… Baktim, baktim… emin olamadim… Ya tamam bunlar kuru fasulyeye benziyorlar ama, bir acaiplik var gibi… Neyse dedim, buranin fasulyesi demek bu… Neyse aldim, bu sabah yapacagim, hala icim rahat degil… Ya tamam bunlar fasulyeye benziyorlar ama sanki Istanbulda aldigim tam boyle degildi… Bunda siyah noktalar var… Ya fasulye belkide siyah noktali oluyordu… Hatirlamiyorum ki… Neyse acip, internetten arastirdim.. Borulce ciktilar… Ama ben hayatimda daha once borulce gormemistim ki… :)
Konudan konuya atliyorum ama, cogu yazim gibi bu da oyle olacak… :)
Gecen gun Atonement ‘i seyrettik… Seyretmemis olanlara tavsiye ediyorum… Siradan sayilabilecek bir konu ama… Cok guzel cekilmis.. Senaryo guzel islenmis…
Buraya 500 GB’lik bir usb hard disk getirmistik.. O bozulmustu.. Ama bir sekilde kurtardik… Simdi icinden filmleri kurtarmaya calisiyoruz… Ne olur ne olmaz diye…
Bir Mc Donalds maceramiz var ama… Onu da sonra bir ara anlatirim… Bu sefer bu kadarlik olsun…
2 commentsEaster…
Easter tatilindeyiz…
Fulyadayken donup dolasip Cevahire gittigimiz gibi, burda da dun tatil diye yine Londra merkeze gittik… Science muzesinde filan dolastik… 1868 yilindan kalma tren vagonlari, ucaklar filan var… Eskiden kullanilan pek cok sey var yani…
Cookk buyuk bir yer… Biz baydigimiz icin anca iki katini (hatta o kadar bile degil.) dolastik…
Science Museum fotograflarini soldaki resme tiklayarak gezebilirsiniz….
Dedik biraz hava alalim muzede tikili kaldik.. Parklarda dolasmaya basladik.. Tabi.. Londra havasi malum.. Bir sure sonra yagmur bastirdi.. Tam bir komediydi… Kemal yanina semsiye almis, semsiyeyi acmaya calisirken dandik semsiye firlayip yola gitti… Deli gibi yagmur yagiyor.. Milet etrafta kacisiyor.. Biz semsiyeyi yakalamaya calisan iki tip… :) Otobus duragi bulalim diye burdan gidelim diye durak aramaya basladik… Duragi bulduk… Ama hicbir sekilde ustu kapali duraklardan degil… Ben o arada fotograf cekmeye calisiyorum tabi… Bir yandan fotograf makinasini yagmurdan korumaya calisirken… Neyse bir-iki foto cekip, fotograf makinasini kabina koydum, bisi olmasin diye…
O sira hala deli gibi yagmur yagiyor.. Ve uzerine bir de buz yagmaya basladi… Ooole sulu kar filan degil… Resmen buz yagiyor patir patir.. The Day After Tomorrow filmini seyredenler bilirler… Kuresel isinma ile alakali bir film… Filmin ilk sahnelerinden birinde tam hatirlamiyorum cindemi, japonyada mi ney, buz yagiyordu… Bizimki de oyle.. O kadar buyuk olmasada kutleler.. :) Bir baktim Kemal yola cikmis gelen bir otobuse isaret ediyor durmasi icin… “Hangi otobus oldugunu biliyormusun Kemal? “ “Yok hayir goremiyorum… Farketmez, herhangi bir otobuse atlayip biraz isinalim, sonra napcagimiza karar veririz..”
Resmen bilmeden ilk gelen otobuse atlayip ordan ayrildik… Zaten bir sure sonra da hava biraz daha duzeldi… Ama gunun en guzel kismi buydu.. :)
Yagmurda alel acele cekmeye calistigim fotolara soldaki resme tiklayip ulasabilirsiniz….
Abi, bizde olay yok napalim?
Kemalle konusuyoruz… Gece.. Saat 2′ye dogru geliyor…
Asagida aktaracagim sozlerden pek cogu Kemal’e ve azi bana aittir..
“Disaridan bakinca daha rahat anliyorum, Turkiye’deki olaylari… Insan Turkiyedeyken bu kadar anlayamiyor bu vahim olaylari… Burayla karsilastirinca daha rahat anliyorum… Burda, adamlarda olay yok ulkede… BBC haberleri izliyoruz biraz once, ilk haber: Amerika’daki Obama ile Clinton arasindaki oy savasi… ikinci haber: Iskocyanin bilmem hangi kentinin Katolik kilisesinin basi, insan - hayvan karisimi embriyonun uretilmesine karsiymis, her ne kadar bu embriyo hastalik tedavisinde kullanilacak olsa bile, Frankestayn gibi bir tur cikabilirmis.” (yani ilk haber, Amerika, ikinci haber Iskocya’dan… Bu sey demek gibi oluyor, abi bizde haber yok napalim… cevre ulkelerden buldugumuzu yayinlamaya calisiyoruz, maksat haber bulteni bos kalmasin…)
Herhangi bir turk haber sitesini aciyoruz… Ulkenin tum siyasileri hakkinda o ona bunu dedi, su da sonra soyle dedi diye onlarca haber… O serefsiz, bu ulke dusmani, su seriatci, bu kemalist, o cumhuriyetci, bu laik… Herkes birbirine bir suru yakistirma yapiyor… Burdaki gazeteleri aliyoruz… Haftalarca Sharon diye bir kiz kayip oldu… Sharon nerde, Sharon’i aramaya ciktik, Sharon en son surda gorulmus, diye sayfalarca haber… En son Sharon bulundugunda aldigim gazetede, tam 6 sayfa Sharon hakkinda haber vardi… Nasil bulundugunla alakali… (Abi, bizde olay yok napalim misali…)
Burdaki yasli nufusun neden bu kadar fazla oldugunu anladim diyor Kemal.. Bizde olsa 80-90 yasinda yaslilari cok boyle disarda goremezsin… Burda insan yasamlari daha uzun… 80-90 yasindaki nineleri tingir mingir pazar arabalarini iterekten, markete, pazara gidisini gorebilirsin… Bizde insanlarin ulkedeki butun bu gerginlik sonucunda psikolojileri de burdakiler gibi rahat olmuyor, yasamlari da ona gore daha azaliyor…
Bugun annemle konusuyorum, anne iste bugun de paskalyayi kutluyoruz ya, Londra merkeze gittik bos bos turladik dedim.. Kalabalikmiydi dedi, evet baya kalabalikti dedim… Aman gosteri filan olur dikkat edin dedi… Yookkkk nerde…
Bilirsiniz Istanbul’da metrolara girislerde butun cantalar aranir.. Herhangi bir bomba filan girmesin metroya diye.. Ve butun insanlar ciktiktan sonra metro soyle bir kontrol edilir guvenlik gorevlileri tarafindan.. Paket kalmis olmasin diye… Burda trene, metroya heryere kontrolsuz elimizi kolumuzu sallaya sallaya girip cikiyoruz.. Hiiicc bir kontrol yok…
No commentsAlbums sayfasi acildi…
Sirf albumleri ve resimlerin gorulebilecegi bir sayfa olusturdum…
Sag ustteki “Albums” linkinden oraya gidebilir, ve simdiye kadar siteye koydugum tum resimleri gorebilirsiniz…
No commentsSCIENTOLOGY KILLS…
Bu ara havalar baya soguk.. Haftasonu biraz turlayalim diye Londra merkeze gittik… Daha dogrusu amac camileri turlamakti.. Londra merkez camiye gittik… Ordaki siyah kizin gelip soylediklerini sonra bi ara belki yazarim… Londra merkez caminin fotograflarini asagidaki “London - First Few Weeks” albumune ekleyecegim.. Ve belki bikac fotografi daha… Ordan bakilabilir..
Maksat camileri dolasmak ya, sonra da baska bir camiye gitmeye calisiyorduk… Metrodan cikiyoruz… Baktim, maskeli ve yuzlerini atkilarla gizleyen 4-5 kisi var, bizimle beraber metrodan yeryuzune cikmak icin asansore binen.. Sanirim cami ararken belali bir yere dustuk diye dusundum.. Yeryuzune ciktik, etrafta onlarca maskeli insan dolasiyor, ve 90% ayni maskeyi takmis.. Bir yere toplanmis gosteri yapiyorlar… Ellerindeki yazilardan Scientology’i protesto ettiklerini anladik.. Etraftan gecen araclar korna calip bunlara destek verdikce bunlar daha bir bagirmaya basliyorlar.. Ve bize dogru daha dogrusu bizim arkamiza dogru bagirip el salliyorlar, noluyor ya diye arkamiza baktik, tam Sciontology binasinin onunde durmusuz.. :) Grubun fotograflarini buraya koyarim.. Baya iyiydi… Baya uzun kalip orda onlari seyrettik… Sonra onlarin yanindan gelip bize brosur veren, ve Turk oldugumuzu bir sekilde anlayan maskeli kizi da unutmayalim.. O sira sasirip konusamadim diye pismanim…
“Scientology Kills” albumune soldaki resmi tiklayarak gidebilirsiniz…
Bugun birsey yok…
Bugun birsey yazmayacagim… 3 haftadir Londrada cektigimiz fotograflari duzenliyorum… Ve birazdan buraya koyacagim… Baya eliyorum.. Sadece 15 tanesi filan burda olur…
Hava karariyor su anda… Disarda bu saatte kuslar baya otmeye basliyorlar… Ya da ben TV acik olmadigi icin su anda daha fazla duyuyorum… Neyse… Kus sesleri esliginde karanlikta fotolarla ugrasiyorum…
Birazdan burda olurlar….
Ve ilk haftalarda cektigimiz Londra resimlerini aktardim… “London - First Few Weeks” albumune yandaki resme tiklayarak bakabilirsiniz….
He is a lucky man…
Gecen pazar gunu olan birseyi anlatayim… Pardon cumartesi idi galiba…
Asda’dan alisveris yapmisiz… Hemen kasalarin disinda banklar var… Kasalardan cikinca ben yoruldugum icin alisveris arabasini da yanima cekerek oturdum… Kemal ileride gazetelere bakiyor… Ben kasalardan cikanlara bakiyorum…
Yanima pembe pardesu’lu bir nine yaklasti… Alisveris arabasiyla.. Tam onumde durdu… Bana birseyler soylemeye calisiyor.. Ben anlamiyorum… Anlamiyorum dedim… Biraz peltek konusuyor… Dediklerini anlamak pek mumkun degil… Anlamadigimi anlayinca durdu… Sonra bi gayretle yine birseyler soylemeye basladi… Yine anlamiyorum dedim… :)
Sonra durdu… “Are you married?” dedi.. Evet dedim… “Is he a good man?” dedi… :) Evet dedim… “You have a lovely face.. He is a lucky man…” dedi… Tesekkur ettim.. :) Birseyler daha soyleyerek ilerledi… Ben anca bu kadar anlayabildim…
Tabi yanima Kemal gelirgelmez ilk isim ona cok sansliymissin demek oldu.. :)
No commentsKutuphane Gunleri… uc…
Pazartesi internet baglaniyor eve umarim… Bundan sonra evden yazabilirim diye umuyorum…
Yine kutuphanedeyiz.. Kemal 2. el TV satan yerleri arastiriyor.. Belki gidip bakariz diye…
Carsamba gunuydu sanirim… Evde oturuyorum… Baktim biri camin disinda dolaniyor… Evin icerisini gormesin diye gidip perdeleri kapattim.. Kapatirken de baktim o birseyler yapiyor, ve ust kattan sular akiyor.. Herhalde dedim, yagmurda birikmis filan sular var.. Onlari bosalttiriyor.. Perdeleri cektim.. Icerde TV basinda oturuyorum… Bir baktim biri cama pat pat diye vuruyor.. Megersem adam disardan bizim evin camlarini yikiyormus.. Adam elinde araba yikamada kullanilan supurge gibi seylerden (ismini billmiyorum) bizim cami yikiyor… Ohhh.. evimin camlari da yikanmis oldu…
Bugun aslinda Londra merkeze gidecektik, ama ben biraz keyifsiz oldugum icin Sutton’da kalmayi tercih ettik… Yarin belki gideriz…
Mailleri ara ara okuyorum ama pek sIk cevaplayamiyorum.. Eve internet baglandiginda daha rahat girip cevaplayacagim, ve buraya da daha sIk yazacagim ins…
No commentsKutuphane Gunleri… iki….
Yine kutuphanedeyim… Bundan sonraki yazimi, veya bir sonrakini evden yazarim diye umuyorum…
Karsimda bir siyah cocuk oturuyor… Ve onundeki dergiye bakarken, biryandan da disaridan “Dallas” isimli bir yerden aldigi tavuk parcalarini yemege calisiyor… Kutuphanede yemek yenmez kii!!! Yagli yagli… iyyyy…. Merak ediyorum, o dergiyi ondan sonra kim okuyacak, veya benim su an oturdugum yerde tavuk yiyen olmusmudur !!!
Biraz once yere dusurdu bir parcayi zaten.. Diger elinle kolayi tutmaya calisirken… Somebody should say smt…
Pazar gunu yine St James’e gittik… Ve yine bir suru foto cektim… Kemalin liseden iki arkadasiyla dolandik biraz… Biri 4 yildir burdaymis.. Biri de tatile gelmis… Ve hala fotolari duzenleyemedim… Onun icin daha sonra atarim… Buraya…
Hala alisma safhasindayiz buraya… Benim daha once bir hafta burda emlakcilari turladigimi saymazsam, 2 haftadir burdayim… Yani Istanbuldan son donusumden beri 2 hafa oldu…
Pazar gunu Kemalin arkadaslarina sorduk, nerde Turk market bulabiliriz diye… Wood Green’i dedi burda 4 senedir olan… Biz de Londra merkezden Woods Green’e gittik… Biz Londranin guneyindeyiz, dedigim yer ise kuzeyinde…
Iyyyy bu arada siyah cocuk ellerini kendi uzerine silldiiiii !!!! Bir de burnunu cekmeye basladi… Anlayin ne sartlar altinda internete giriyorum… Sukur ki Kemal bugun internet baglatmak icin basvuru yapti…
Neyse ben devam ediimm… Metroyla Woods Green’e gittik… Indik… Cevreye bakiniyoruz… Tabi hicc bilmiyoruz oralari… Birkac tane Turk kebabci var cevrede ama, herkesle de diyaloga girmek istemiyoruz… Baktik bulamayacagiz, girdik bir Turk Kebabcisina… Turk marketi sorduk…. Demismiydim? Caydanlik alacagiz… :) Cunku olmaz ooyle bize sallama cay.. Demleyip icmeliyiz… Zaten buranin caylari bir garip… Hani Ingiliz cayi meshurdur filan ya… Yok bence hicc guzel degil… Bir Ingilize cayi aldik… Begenmedik, o kaldi bir kenarda.. Daha onceden gittigimiz Syndonome (nasil yaziliyor hatirlamiyorum) bir Turk marketinden de Lipton cay almistik… Hani Istanbulda da Lipton iciyoruz diye… Yok bu Turk market, Fransadan ithal etmis Liptonu… Ve aynen aldigimiz Ingiliz cayi gibi o da cok kotu… Neyse… Biz yine de idare ediyoruz simdilik… Ama bir daha Istanbula gidersem, donuste kesin ordaki caylardan getircem…
Neyse… Ben Woods Greeni anlatiyordum.. Kebabcidan tarif ogrenip, Turk marketine gittik… Caydanligimizi aldik… Biraz buyuk oldu ama napalim… Az secenek vardi onumuzde…
Bir de yogurt aldik.. Pinar yogurt vardi… Insallah bundan sonra biraz biraz ben yapmaya baslicam… Bir deneme yaptim bile… Fena olmadi…
Ben yapmaya baslamadan once deneme amacli yogurtlara bakiyorduk markette… Morrisons’dan bir yogurt aldik… “aaa bunu bir onceki baktigimiz markette gormedik, ordan Greek yogurt almistik bu belki daha bizim yogurda benziyordur..” diye.. Tabi sadece uzerindeki yogurt yazisina bakip kapip almisiz, sonra tattik.. Berbat kokuyor… Ne bu ya diye uzerine bakarken bir baktik “Goats Yogurt” yaziyor… Keci yogurdu.. Berbat… Tabi yiyemedik..
Burdaki 2. haftam… Ve Kemal bugun Carsamba maca gitmek istedi… Daha ikinci haftadan basladi yani… Yine maclar baslicak anlasilan… Cok fazla direnemem herhalde…
Neyse… Bugunluk bukadar olsun…. Insallah fotolar gelince cok daha guzel olacak yazilarim….
No comments
favorilere ekle..
